Altınordu FK kalecisi Erce Kardeşler (1994)'in Trabzonspor'a transferi sonrasında gerek antrenörü Hüseyin Eroğlu'nun gerekse Erce Kardeşler'in açıklamalarını sosyal medyada izleyince bir kez daha gördüm ki; kulüp olmak aynı zamanda da bir kültüre sahip olmakmış. Ülkemizde yer alan yüzlerce futbol kulübünün aslında gerçek anlamda bir kulüp kültürüne sahip olmadıklarını bir kez daha görmüş olduk.

Kulüplerimizin, kendi öz kaynaklarına dönmeleri ve sporcu yetiştirmeleri çok önemlidir. Ancak maalesef bu cümle değerini yitirmeye ve retorik halini almaya başladı. Her kulüp başkanı ilk söylem olarak muhakkak altyapıya önem vereceğiz diyor ama ilerleyen süreçlerde bunun söylemden öteye geçmediğine çok kez şahit oluyoruz. Öz kaynakların bir kulüp için neden önemli olduğu derinlikli olarak irdelenmeli ve bununla ilgili düşüncelerimizin sığlıktan kurtulması gerekiyor. Aksi halde öz kaynak meselesi çoğu yöneticinin diline pelesenk olmaya devam edecek ve retorikten öteye de geçemeyecektir.

Öz kaynakları verimli bir şekilde kullanmak sadece sporcu yetiştirmek demek değildir. Öz kaynaklar daha çok kulüplerimizin kültür inşası adına bir zorunluluktur. Yabancı oyuncu transferi muhakkak olacaktır ama bu transferlerden verim alabilmeniz için kendi bünyenizden yetişen sporculara ihtiyacınız vardır. Çünkü kulüp kültürünün taşıyıcısı ve aktarıcısı kendi bünyenizden yetiştirdiğiniz sporculardır (aynı zamanda antrenörler, yöneticiler vs.). Maalesef bu taşıyıcı ve aktarıcı unsurları yani öz kaynaklarımızın değerini yeterince bilmediğimiz için, başta futbol olmak üzere çoğu spor branşında suni çözümler (her sezon birçok sayıda yabancı/yerli oyuncu transferleri, devşirme oyuncu tercihleri vs) ile günü kurtarmaya çalışıyoruz. Neticede de kulüp kültürünün sürekliliğini sağlayacak "kulüp aklı" da olmayınca, bir çok popülist, pragmatist, oportünist kişinin kulüplerimize musallat olup kanını emdiğini görüyoruz. Bu kan emiciler, sağlam bir kulüp kültürünün ve kulüp aklının olmasını hiç bir zaman istemezler. Çünkü gerçek bir kulüp hafızası ve aklı olmuş olsaydı, bu tür kişiler kulüplerimizde at oynatamaz ve kendi çıkarları için kulüplerimizi borç batağına sokamazlardı.

İşte bu videoda baştan sona bir kulüp kültürü ve aklını görebiliyorsunuz. Antrenöründen futbolcusuna kadar hem ne konuştuklarını biliyorlar hem de ne amaçladıklarını.

Soru şu: Acaba kaç futbolcumuz kulüplerinden duygu yüklü bir şekilde gözyaşlarıyla ayrılıyor? İşte bunu başarabiliyorsanız gerçek bir kulüp olma yolunda önemli bir merhale kat etmişsiniz demektir. Kulübünüzden ayrılan bir futbolcunun böyle samimi gözyaşları (para için timsah gözyaşları değil) akıtabilmesi için sizin de bu futbolculara yıllarca emek vermiş olmanız gerekir. Yoksa para için ağlayan çok olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.