banner186
 1 Milyon’a merdiven dayayan nüfusuyla 7 milletvekilli Büyükşehir Sakarya’nın rakibi 80 Bin nüfusuyla ülkenin en küçük şehri, Bayburt’tu.

Geçtiğimiz hafta 1 olan milletvekili sayısı YSK kararıyla 2’ye katladı.

Yüzde 100 zamlandı!

Dolayısıyla adamların morali tavan yaptı.

Ne de olsa gelinen noktada siyaset-çi, spor’un her şeyi…

Yöneticisi, sponsoru, patronu…

Futbola Fransız olduğu ortaya çıktığı zaman da felaketin pardonu!

Siyaset bu…

*

Rakipteki müthiş istek, azim ve moralin tek sebebi elbette bu değildi!

3 gün önce Fenerbahçe ile oynadıkları kupa maçının sağladığı motivasyon da katkı sağladı.

O denli güçlü bir rakibe karşı bile açık oynayarak, önde basmışlardı.

Korkusuz ve bilinçli bir oyun anlayışı…

Haliyle 3. ligde senin karşında da benzer futbol anlayışını sahaya yansıtması doğal sonuçtu.

Yansıttı.

*

Rakip takım ayakkabı mağazası gibi…

Her numara vardı vallahi!

Sahaya yayılışları, adam paylaşımları…

Açık oyun, önde baskı…

Hele hele oyunu 35-40 metreye sıkıştırıp oynamaları…

3. Lig’de 1. sınıftı.

Oyunu çirkinleştiren, vakit geçiren, ezilen, ne yazık ki Sakaryaspor’du.

*

Makine gibi çalışan oyun anlayışının çözülemeyen tek arızası orta sahaya kadar çıkarılan defansın arkasında bırakılan geniş ve boş alanlardı.

Ekilip-biçilecek bereketli topraklar iştah kabarttı.

Sahada parçaları kayıp ‘puzzle’ gibi duran Sakaryaspor, ekmedi nadasa bıraktı.

Yemedi, tek golün üstüne yattı!

Koskoca ilk yarının özeti, tek pozisyonda 1gol, 2 pas, 3 puan…

Çabuk düşünme, çabuk uygulama, çabuk çoğalma…

Boşuna bağırma, buradaki ayrıntı kaleci farkı…

Hem gol attıran hem de gol kurtaran Yavuz, 3 puanın mimarı.

Bundan gayrı ne duyar ve okursanız, Keloğlan masalları!

*

Şampiyon takım kendi evinde kendi sahasına hapsolduğu içindir ki, ikinci yarıda 8-9 tane  kontraatak pozisyonu yakaladı.

Biri hariç hepsi orta saha civarında son buldu.

Kiminde pası atan geç kaldı.

Kiminde sprinter oyuncu erken çıktı.

Kiminde de yanlış bayrak kalktı.

En yanlış olanıysa böylesi bir yapıya bürünmüş maça yapılan yanlış hamlelerdi.

Önde basan, boş alanlar bırakan rakibe karşı yakalanan kontratakların golle sonuçlanma yüzdesini yükseltmek için mevcut şartları iyi değerlendirmek gerekirdi.

Maçın başında ilk 11’de oynasa itiraz etmeyeceğim Gökhan Yazıcı, kaleye 50 metre uzakta orta sahada kalınan bir oyun tarzında oyuna girmezdi.

Sprinter, Mustafa Akgün kontratakları daha iyi değerlendirme konusunda daha doğru tercihti.

*

Topun sende kalması gereken anlarda topu ayağında tutabilme konusunda en becerikli oyuncu Umut Pusat, oyundan alındı.

Yorulduysa eğer saha içinde Gökhan Şen’le yer değiştirebilirdi.

Hem rakibin 8 nolu oyuncusunun baskısından kurtulurdu.

Hem de topun sende kalma olasılığını arttırmasının yanı sıra rakip defansın arkasına asist niteliğinde uzun ara pasları atarak pozisyon üretimine katkı sağlayabilirdi.

Bitime 25 dakika kala yapılan Cihan Çimen hamlesi, skoru koruma içgüdüsünün futbol aklına karşı yaptığı bir darbe girişimiydi!

Çok geç kalan hamleyse oyundan tamamen düşerek 50-55’te çıkması gereken Buğrahan’ın 77’de oyundan çıkması oldu.

Bolca boş alanın olduğu oyunda Hamza Ok’un süratinden yararlanmak için geç kalındı.

Çocuk ısınamadan maç bitti.

Burak Göksel’in etkin olduğu sol kanada geçmesi de bilerek değil mecburi bir hamleydi.

Bilerek olsaydı, çok daha erken gelirdi.

*

Etkisiz futbola ve kötü oyuna rağmen doğrular yapılsaydı, farklı galibiyet bile gelebilirdi.

Mahkûmiyet sebebi, teknik adam tercihleri…

Allah’tan atılan 1 gol tertemiz, 3 puan helâl… 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.