Transferi açamadık…
Kimseyi alamadık…
Harun ile Bünyamin takımda kaldı…
13 Şubat’ta kim başkan olacak?
İşte Sakaryaspor’da konuşulan konular.
Halen havanda su dövüyoruz.
Pazar günü Ünyespor ile ligde kalmak adına en az 12 puan değerinde bir maç oynayacağız. Yenersek tekrar ligde kalma adına umutlar iyice artacak ve şehir gerçekten yeniden olumlu bir hava içine girecek.
Ama gelin görün ki, aynı tas aynı hamam.
Ben çalıyorum ben oynuyorum!
Kimsenin umurunda değil.
Ben ve benim gibi düşünenler hariç yine ses Tatangalar’dan yükseldi.
Pazar günü yürüyüş yapacak.
Ne yürüyüşümü?
Tabi ki TERK EDİLMİŞLİĞİN bir tepkisi.
İşim gereği ben de orada olacağım ama inşallah kimse gaza gelmez.
Polis ile taraftar karşı karşıya gelmez.
İşte ben de bu konuda ciddi ciddi uyarıyorum.
Pis bir koku geliyor burnuma(!)
Umarım amacından çıkmaz u yürüyüş ve güzel geçer.
Asıl iş ise statta.
Yürüyüşten çok maç öncesi, esnası ve sonrası önemli benim için.
Protokol bu kez tam kadro yerini alacak mı?
Açık kale arkası hariç, tüm kapalı tribünler dolacak mı?
Yine maçı izlemekle mi kalacağız yoksa bu maçın alınması için çok ciddi ve güzel tablolar oluşturup, 12.güç havasıyla itici güç olup galip gelmemiz sağlanacak mı?
İşte beni bu bölüm daha çok ilgilendiriyor ki, kim, neyi yaparsa kendine yapar bana değil.
NE ÇABUK HAVAYA GİRİLMİŞ ÖYLE?
Ben şehrin bütünleşmesinden söz ederken, tabi ki en büyük iş futbolculara düşüyor.
Çift kale maçı izledim.
Necmettin Sert hoca, yerden göğe hep doğru ve haklı sözler söyledi.
Fakat ben bile gösterip, anlattıklarını yapamayınca olduğum yerden tepki gösterdim.
Oysa yapılacak tek şey bol bol ayağa pas yapmak.
O pası verirken de mermi gibi vurarak yapmamak.
Basit futbol basit...
Durarak oynamamak…
Boş alan yaratıp o bölgelere koşmak…
Takım savunması ve hücumunu maçın başından sonuna kadar başarıyla uygulamak.
Zaman zaman yapıldığında ben bile aferin dedim ama bu da bir elin parmağı kadardı.
Pasını takım arkadaşına isabetli verdin mi, durma, bekleme. Koş, kendine boş alan yarat, pas iste. Al, ver ve sık sık konuş. Zira yapıcı bağırdıkça ve konuştukça eksiklikler daha da azalacaktır göreceksiniz bakın.
GOL YİYİNCE SAKIN DAĞILMAYIN
Sakaryaspor’da en çok dikkatimi çeken ve halledilmesi gereken bir konusu var.
O da gol yiyinceye kadar savaşçı futbol ve mücadelenin devam etmesi, gol yediğimizde ve özellikle de yenik duruma düştüğümüzde teslim bayrağını çekmek, mağlubiyeti kabul edip yıkılmak, maçı bırakmak.
Bugsaş maçında ne oldu?
Gol yemedik aslanlar gibi mücadele ettik ama ne zaman ki son 5 dakikada gol yedik neredeyse yine mağlup olacaktık.
Hele hele birde kaptan Levent, maç bitti dendiği andaki golü atsa 3puanla döneceğiz ve ilaç gibi gelecek. Bu da neden oluyor? Futbolcuların gol atmayı unutmalarından ve kendilerine güvensizliklerinden. Rakip kaleyi gördüğünde inanarak vur ki gol olsun.
Ve lütfen, maçın skoru ne olursa olsun, kaç kişi oynarsak oynayalım, istendiğinde eksik oynanmasına rağmen puan alınabileceği.
Dolayısıyla futbolcuların maçı bırakmamalarını ve gol yiyince teslim olmaktansa, onlar attıysa biz de atarız diyerek oynamaları, savaşmaları.
Tabi kırmızı kartlara da dikkat. Çünkü bu ligde iyi hakem kimse beklemesin. 3 puan almak için hakemleri de yenmemiz gerek. Yani her bir futbolcum en az ikişer kişilik oynamalı, yedek-asil ayırımı ezikliğine girmemeli, bu takımda yedek-asil ayırımının olmadığını çok net bir biçimde bilmeleri. Zaten neyimiz var ki neyi bekleyeceğiz. Takımın hepsi bu. Herkes yedek, herkes asil…
Eğer ligde kalmak istiyorsak,
Ünyespor maçını savaşa savaşa almalıyız.
Ve özellikle sahamızın kapanması gibi tüm tahrik ve olaylardan kaçmalıyız.
Zira sahaya atılacak bir su da, bir küfürlü tezahürat da buna mal olacak. Bunu da kimse unutmasın…