20.05.2013, 10:10

Durdurun içinizdeki şiddeti

Ne yazık ki bu millet şiddeti seviyor.  Elli bin defa yazdık, çizdik. Nedense kabalık etmek adamlıktan sayıldı. Kavga edene “adam” etmeyene “madam” dendi. Efendiler yumruğun tadını ve boyunun ölçüsünü alırken, şiddet severlere ise şişirdiği gözün keyfi ve yumruklamaktan duyduğu o duyumsuz hazzı kaldı. Fikirlerini kabul ettiremeyip zorla insanlara acı kuvvetini kabul ettirmek isteyen şiddet tutkunları; sporun, futbolun, basketbolun, voleybolun, masa tenisi, badminton hatta ve hatta tekerlekli sandalye takımlarının maçlarında bile olay çıkarmayı başardı. “Şiddet severler”in sardığı tribünlerde, alkışın yerini öfke, öfkeden sonra ise ortaya çıkan kan doldu gözler, kan doldu sözler, dişlere bıraktı. Çekin elinizi artık futbolun üzerinden. Kandan beslenmek yetmedi mi. Ne kadar daha cana kıyacaksınız. Çekin kan çanağına dönmüş gözlerinizi sporun üzerinden. Cenazeden, cenazeye bir araya gelen taraftarlar, ölümler mi birleştirecek sizi. Ölümler mi saflara dizecek sizi. Sevgi, kardeşlik, taraftarlık duygunuza ne oldu? Ne zaman kenetleneceğiz hep birlikte? Neden insanlar kötü günde bir araya gelir de iyi günde birbirini öldürmek ister?

ANNEM ÖLSEYDİ

Annem ölseydi Fenerbahçe yenilmesiydi diyenler. Babam ölseydi Galatasaray yenilmeseydi diyenler. Bunlar uydurma değil kulaklarımla duyduğum sözler. Ölüm mü sizi ayakta tutan şey. Annen seni severken  ne diyor ? “Fenerli oğlum, Cimbomlu oğlum, Kartal evladım benim diye mi seviyor,  yoksu “oğlum, evladım gözümün nuru” diye mi? Kulüplerin renklerini bile bilmeyen anaların yüreklerini ne kadar daha evlat acısıyla yakacaksınız. Gözünüze toz kaçsa içi yanan, gözümün nuru dediği, koklamaya kıyamadığı hatta eve bir saat geç kalındığında aklı çıkan annelerimizin kucağına bir maç için, sadece galibiyet kutluyor diye, şampiyon oldu diye oğlunun cansız bedeni bırakmaya kimin ne hakkı var. Sen, bir annene bu acıyı nasıl ve niçin yaşatırsın ey oğul…

Hiç mi vicdanın sızlamaz.

NE ZAMAN ÖĞRENECEKSİNİZ

Ne zaman karar vereceksiniz birbiriniz sevmeye, ne zaman bitecek bu düşmanlık. Sizin “ölümüne seviyoruz” dediğiniz bu herhalde. Sizin ölümüne sevmek dediğiniz sizin gibi seven insanların canına kıymak mı? Hayatını bitirmek mi? Sevenlerinden ailesinden, sevgilisinden ayırmak mı?  Galip geldi diye bir insanın canına kıymak bu kadar kolay mı?     bedbahtlar, içinizde hiç mi Allah korkusu yok, hiç mi kul sevgisi yok, yürek yerine taş mı taşıyorsunuz bedeninizde.

KABADAYI FUTBOLCULAR

Şampiyon olmak için her maçı mutlak kazanmak ve “vur kır parçala bu maçı kazan” parolasıyla çıkan futbolcular sizin de bu tabloda payınız çok. Kazanın tamam kazanın da, vur, kır parçala ne oluyor? Hep sen mi kazanacaksın. Rakibin armut mu topluyor. Futbolcularınıza ve öğrencilerinize sadece kazanmayı ve yenmeyi aşılayan futbol ulemaları kazanmanın ve kaybetmenin de oyunun bir kuralı olduğunu ne zaman hatırlayıp, hatırlatacaksınız. Ölünce mi? Futbolun seyir zevkini ve kalitesini rakibine tüküren,  kafa atan, ana avrat söven kabadayı futbolculardan mı öğreneceğiz. Ve onlar mı temsil edecek bizi göğsündeki ay yıldızlı milli formayla.  O zihniyetteki oyuncular mı temsil edecek bizi milli takımımızı ve ülkemizi. En ufak harekette rakibinin ağzının içine kadar girip, küçük dilinin üstüne tüküren, hakemi  barbarca kovalayan, rakibine kan davalısı gibi kafa atan, boksörün atmaya çekindiği dirseği bir futbol emekçisine atmaktan çekinmeyen,  kaşını yaran, yumruğu okşamak sayan, vahşice ısıran, kenar mahalle kabadayıları gibi ağız dolusu söven, galip gelen takımın oyuncusunu odunla döven…

ALKIŞTAN ÖNCE

Bir anda Türkiye’nin gündemine alkış polemiği oturtuldu. Şampiyona alkış istendi. Diyelim ki maç başında şampiyon olan takım ev sahibi takım tarafından alkışlandı. Eee maç sonunda ne oldu. İki milli oyuncu birbirlerinin boğazını sıktı. Alkış güme gitti. Ama biz şampiyonu alkışladıydık. Sahada kavga kıyamet. Bizim alkış aut. Bizde alkış olmaz mı ? Elbette olur. Seyirci galibiyete alkışlar haliyle alkışlar, peki kendi takımı yenilince  rakibi alkışlar mı? Alkışlar. Peki niye? Taktir ettiğinden değil, kendi takımı beş yediğinden inceden protesto etmek için alkışlar. Peki bu seyirci kaliteden güzellikten takdirden anlamaz mı ? Bal gibi anlar. 90 dakika adam gibi mücadele edeni, centilmeni, Fair Play ruhunu avuçları patlayınca kadar alkışlar, alkışlatır.

STADA GİREMİYORLAR

Benim meselem Fenerbahçe Galatasaray meselesi değil. Alkış olmaz mı olur. Yenilen takım aynı Avrupa’daki gibi gider yenen takımı sahada tebrik eder,  Barcelona, Real Madrid’deki gibiyse ne ala. En önemli meselelerden birisi, sen daha bir arada maç izlemeye tahammül edemiyorsun, alkış bekliyorsun,  ikincisi, Federasyon konuk takımı seyircisini stada sokmuyor? Niçin sokmuyor? Ev sahibinden dayak yer diye. Niye korkuyor? Çünkü gelen dayak yiyerek gitmiş,  giden stadı yakıp çıkmış. Kim kimi alkışlıyor. Sormazlar mı adama senin daha rakibine tahammülün yok, senin rakibine saygın yok, spora saygın yok, rakip takımın seyircisine saygın yok, insana sevgin yok, gördüğün yerde bıçaklıyorsun, dövüyorsun ee sonra hadi alkışlayalım ya da alkışlamadılar diyorsun.  Dışarıda kavga eden, adam döven adam maçta rakip takımı alkışlar mı? Kimse rakibine saygı duymayan zihniyeti alkışlamak istemez. Rakibine saygı duymayan futbolcuyu alkışlamaz. Önce alkışlayıp sonra döveceksen hiç elini alkışa bulaştırma. Alkış, önce zihniyette başlar. Takdir ve saygı zihniyeti oluşmadan alkış olmaz. Zorla zaten alkış olmaz. Maçın başında alkışla, sonunda kavga. Oh ne ala.

YÖNETİCİ FANATİKLER

Oturduğu yerden herkese mavi boncuk dağıtan, tavşana kaç tazıya tut diyen basiretsiz yöneticiler. Fikir dolandıranlar, kendi hatalarını kendi başarısızlıklarını kavga, kaos ve kargaşa içine sokup paçayı kurtarmaya çalışan çapsız yöneticiler. Kanları kaynayan gençleri doğru yola sevk etmek yerine,  kavgaya, dövüşe sürükleyen zavallılar. Gençlerimizi kahve köşelerinden kurtarmak için kulüp kurduk diyerek o gençlerin yanında her türlü, yalan, dolan ve küfürden geri kalmayanlar. Çekin elinizi ve cebinizi futbolun üzerinden.

ASPARAGAS BASIN

Ve siz gazeteciler, meslektaşlarımız. Olmadık transfer haberleriyle milleti dolduruşa getiren, kaçak köçek haberlerle tiraja çalışan, bol bol tıraş yapan, objektif olması gerekirken, taraf tutan, hak yiyen, tuttuğu takımdan başka takımların başarısını yazmayan, rakibine saygı duymayan, meslektaşına küçük gören, başarıyı alkışlamayan ve zavallı spor yazarları. Televizyon ekranlarında ahkam kesen, spor yorumcuları milyonlarca seyircisi olan takımların bayraklarına kolların geçirip şov yaparak gencecik çocukları kışkırtan, fanatikleştiren spor yorumcuları, kahvede konuşur gibi konuşup alaycı üsluplarla seviyesizleşen, bu tabloda payınız yok mu sanıyorsunuz. Kendinizi sütten çıkmış ak kaşık mı sanıyorsunuz. Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır, önemli olan içinden çıktığın sütü ak bırakmaktır. Çekin kan damlayan kalemlerinizi sporun üzerinden.

UNUTMA

Spor için ölenleri unutmayın. Ölen her insanda, dökülen bir damla kanda, atılan her yumrukta, edilen her küfürde senin de payın olduğunu unutma. Bugün hiç tanımadığınız bir taraftar ölüyor olabilir başka bir şehrin sokaklarında, o sokak senin evine çıkan hatta senin evinin önünden geçen sokak da olabilir, unutma.

 

Yorumlar (0)